Efsaneye göre, bir gün baş tanrı Zeus ile
fakir bir Miletli, Milet agorasında bir konu üzerinde tartışırlar.
İkisi de bir türlü geri adım atmayınca, tartışma uzayıp gider.
Milet ismi mitolojik açıdan Apollon ile ilgilidir.
Apollon ile Girit Krali Minos'un kızı Akakallis; Akakallis'in
üç çocuğundan biri olan "Miletos"a, Minos'un kötülük
yapmaması için onu dağa bırakır. Çocuğa kurtlar bakar.
Daha
sonra çobanların büyüttüğü Miletos, Anadolu'ya
gelerek Menderes nehrinin kızı"Kyane" ile evlenerek "Miletos" şehrini
kurar.
Milet
M.Ö. 7. ve 6. yy.da en parlak dönemini yaşamıştır. Milet'liler
özellikle M.Ö. 6. yy.da deniz ticaretini ele geçirmelerinden
sonra Akdeniz ve Karadeniz'de kurduklari koloniler sayesinde
etkinliklerini çoğaltmış ve zenginleşmişlerdir. Giderek Milet,
İyon dünyasının başkenti haline gelmiştir.
|
Ona göre,
yasam "ıslak" bir ortamda başlamıştır, ilk canlılar
ise balığa benzer yaratıklardır. Bu düşünceleriyle, binlerce
yıl önce ilk evrim düşüncesini ortaya atan Anaksimandros; dünyayı,
boşlukta asılı duran bir silindir olarak tasvir eder.
Anaksimenes'e
göre ise, ruhumuzun bizi ayakta tuttuğu
gibi, hava da dünyayı ayakta tutmaktadır. Görüldüğü
gibi, ilk felsefi denemelere daha çok hayal gücü hâkim. Ancak
gözlem yeteneğinin çok sınrlı olduğu bir çağda, bu olağan bir
durum. İlkçağda denizciliğiyle parlayan ve zamanla önemli bir
ticaret kenti haline gelen Milet; Büyük Menderes'in kıyıyı
doldurması sonucu, Ege sahillerindeki pek çok şehir gibi, bugün
tarlaların içinden seyrediyor sizi. Büyük Tarihçi Herodot'un "çalışan
nehir" olarak
tanımladığı nehirlerden olan Büyük Menderes; taşıdığı malzemeyle,
sahil şeridinin yılda ortalama 6 metre kadar denize doğru ilerlemesine
neden olmuş. Böylece, klasik dönemde Latmos Körfezi'nin ağzında
bir sahil kenti olan Milet, zamanla denizden 10 km içeride kalmış.
Bir zamanlar kentin karşısında bulunan Lade Adası, bugün ovanın
ortasında bir tepeye; Latmos Körfezi ise, Bafa Gölü'ne dönüşmüş.
Kazılar süresince bulunan Girit seramiklerine bakılarak, ilk
yerleşimin İÖ 1600'lerde, Giritler tarafından, doğuya giden
ticaret yolu üzerinde bir ara-liman olarak kuruldugu söyleniyor.
Ancak Ionların gelişinden sonra, kent büyük bir denizcilik ve
ticaret merkezi haline gelerek; Karadeniz, Marmara ve Çanakkale
Boğazı kıyılarında 90'a yakın koloni kuruyor.
Milet'in
ticari ve kültürel yönden yaşadığı altın çağ; İ.Ö. 494 yılındaki
Lade Savaşı'nın ardından kentin Perslerin eline geçmesi ile
son buluyor. Miletlilerin bozgunu, Yunan dünyasında öyle büyük
bir trajedi olarak algılanıyor ki; Atinalı bir oyun yazarının
Milet'in Düşüşü adlı dramı, sahnelendiği
zaman bütün Atina ahalisini derin bir yasa boğuyor. Hatta, halkın
ağlamaktan perişan olduğunu gören yönetim, yazarı yüklü bir para
cezasına çarptırıyor.
Milet'i çevredeki diğer antik kentlerden ayıran bir başka
özellik, Afrodisyas'ta olduğu gibi; çok büyük bir alana yayılmış
olması. Priene'deki
tiyatro nasıl en iyi Helenistik örneği temsil ediyorsa; Milet
Tiyatrosu da, Yunan - Roma (Greko-Romen, Greco- Roman) tipinin
en güzel örneklerinden biri. Helenistik dönemde 5 bin 300 kişilik
olan tiyatronun kapasitesi, Roma döneminde 19 bin kişiye çıkarılmış.
Bugün tiyatronun üçüncü katı yerinde, Bizans ve Osmanlılar zamanında
kullanılmış bir kalenin kalıntıları yükseliyor; sahnenin ayakta
kalan parçaları ve katlar arasındaki galeriler, tiyatro atmosferini
büyük ölçüde canlı tutuyor. Bu galerilerin içinden geçen basamakları
takip edip; Tiyatronun arkasından devam ettiğinizde; liman yerine
ulaşıyorsunuz. Kentin 4 büyük limanından geriye kalan tek örnek
bu. Triton adı verilen, yarı insan yarı balık şeklinde bir varlığın
tasvir edildiği kabartmalı bir anıt, limanı işaretliyor.
Güney
agora, onun batısında yer alan buğday ambarı, 100 metre uzunluğundaki
tören yolunun kapısı, senato binası işlevini gören bouleuterion,
19 dükkanlı iyonik düzendeki stoa, üç katlı olduğu bilinen
ve nymphaion
adı verilen kent çeşmesi, Apollon'a adanmış
bir açık hava tapınağı olan Delphinios Kutsal Alanı ve kuzey
agora, kent merkezini doğrular nitelikte iç içe sıralanmış.
Ören yerinde ilk anda fark edilen
yapılardan biri de, Faustina Hamamları. Anadolu'daki
en büyük Roma hamamlarından biri olan bu yapıyı,
Roma İmparatoru Marcus Aurelius, eşi Faustina
için yaptırmış.
Soguk
- sıcak - ılık kısımlar, soyunma odaları ve havuzun rahatlıkla
gözlemlenebildiği yerde; havuz kenarında boylu boyunca uzanmış
bir nehir tanrısı (Maiandrios) heykeliyle bir de aslan figürünün
kopyası duruyor. Bir zamanlar, aslan heykelinin ağzından
ve tanrı heykelinin kaidesinden gelen suyla havuz doldurulurmuş.
Heykellerin orijinalleri ise, Milet Müzesi'nde.
"Plinus"un bildirdiğine göre Milet
Kenti yaklaşık olarak 90 koloni kurmustur. Bunların
arasında "Sinop",
"Trabzon", "Giresun" gibi
şehirler vardır. Milet "LADE
DENIZ SAVAŞINA"
80 gemi ile katılmış, tüm donanmasını yitirmiş
ve kazanan Persler, M.Ö. 494'de kenti ve
beraberinde Apollon Mabedini yakıp yıkmışlardır.
Klasik dönemde önemi büyük
ölçüde azalmış olmasina rağmen Milet, Hellenistik
dönemin ticaret, sanat ve bilim alanıinda başta
gelen merkezlerinden biri olmuştur. Roma döneminde
bağımsız bir kent olarak "Asia Eyaleti"nin,
yani Batı Anadolu'nun
belli başlı metropollerinden biri sayılmıştır. "Latmos
Körfezi"nin
M.S. 3. yy'da dolması üzerine, körfez çevresindeki "Priene", "Myus"
ve "Herakleia" gibi kıyı kentleriyle
birlikte Milet de sönükleşmiş ve küçülmeye başlamıştır.
Bizans çağında küçük bir köye dönüşmüştür.
M.S. 1071 Malazgirt zaferinden sonra
Türkler Ege kıyılarına geldiler. O dönemde Bizans
Milet'i kendi
sınırları içine almış ise de Karia'daki
Menteşoğulları Beylerinden Orhan, Milet'de
kendi adına sikke bastırarak şehrin adını Platia
(bugünkü BALAT)
diye yazdırmıştır. Balat'da 1369 yılına
kadar bağımsız bir "Metropolit" vardı.
Bu yıldan sonra Metropolit
"Afrodisias"a taşınmıştır.

Bölgenin eski yerleşim birimlerinden birisi
olan Balat,1955
yılında yaşanan bir deprem felaketi sonrasında,
kurulu bulunduğu Milet antik kentinin içinden
alınarak, harabelere iki kilometre mesafede yeniden
kurulmuş; geçmişinde Türkler'in ve Rumlar'ın
bir arada yaşadığı, önemli bir ticari potansiyele
sahip, pek çok uygarlığı içinde barındırmış,
tarımsal faaliyetlerin yapıldığı şirin bir köyümüzdür.
Balat 13.Yüzyilda bu bölgeye hakim olan Menteşe
Oğulları Beyliği'nin
başkentiydi. Osmanlı Padisahi II. Murat Menteşoğulları
Beyliğine son verince Platia Osmanlı idaresine
geçmiştir. Şehir, Menderes Nehri'nin denizi
doldurmasi sonucu coğrafi ve ticari önemini yitirmis,
bugün itibari ile küçük bir köy halini almistir.
Tarihi kaynaklarda Balatın Menteşeoğulları beyliğinin en önemli kenti olduğu; ticari anlamda bir liman kenti olduğu yazar. Hatta öyleki Osmanlı döneminde Venediklilerin burada bir Konsolosluk açma, bir de kilise kurma girişimlerinin kayıtlarına da rastlanılır. Konsolosluk bile açılmak istenen önemli bir ticari merkez olan Balat o zamanlar bugünkü tiyatronun çevresinde konumlanıyordu.
Milet gezinizde sadece Antik Yunan - Roma deyip geçiştirmeden Menteşe oğulları beyliğinin bu önemli kentinden kalanları da ziyaret edin, Müze görevlilerinden İlyas Bey Külliyesinin avlusunu gezebilmek için anahtar temin edebilirsiniz.
MenteşeOğulları Beylerinden İlyas Bey tarafından 1404 yılında yaptırılan camii 18X18 kare Planlıdır.
Caminin dış kısmında yer alan küçük mezarlıktan ilerleyip; caminin avlusuna girdiğinizde cami girişinin her iki yanında bulunan tuz taşı da denilen bir cins mermere işlenmiş geometrik süslemelerin ardında geniş bir iç mekan sizi karşılıyor. Yer tabanı tuğlalarla örülmüş, köşelerde kubbeyi destekleyen ve Türklerin mimariye getirdiği önemli bir unsur sayılan Türk üçgenlerini görebilirsiniz. Bu geometrik olarak üst üste binmiş üçgenlerin asıl amacı bir süslemeden ziyade; kubbenin ağırlığını duvarlara eşit olarak dağıtmak. Dışarıdan bakıldığında küçük bir cami gibi görünen ilyas bey camii içine girilince sizi Türk-İslam sanatının geniş mekan anlayışı, muntazam havalandırması ve müthiş akustiğiyle karşılıyor.
Minareye çıkış içerden merdivenlerle sağlanıyor. Minare zaman içinde yıkılmış ve çıkmak tehlikeli olabilir. Külliyede başka hamam komplexi, medrese, kütüphane ve öğrenci odaları bulunmaktaymış...
2000 sene önce Mileti gezerken:
Aşağıdaki haritada 2000 sene önce bir liman kenti olan Miletin yerleşim planı görülüyor. Bugün ovanın ortasında kalan Milet'e gelince tiyatronun önünden arabanızla geçip bilet gişesinin ardındaki park yerine park edebilirsiniz.
Örenyeri giriş biletinizi alıp Mileti gezmeye başlamadan önce buradaki restoranlardan suyunuzu, şapkanızı satın alabilirsiniz.
Giriş tiyatroyla başlıyor. Tiyatronun girişinden sola tünelin sonundaki basamaklar bizi tiyatro limanına götürüyor.
Buradan tiyatronun ikinci katına tırmanıyoruz. Mermer merdivenlerden ikinci kata çıktıktan hemen sonra denizi de görebiliyorsunuz.
Sola tünellerin devamına yürüyünce Balatlıların "kale" dedikleri, Pers istilasından sonra buradan vergileri toplamakla görevlendirilen Pers derebeyi Tissafernes'in kendisi için inşaa ettirdiği ve daha sonra Osmanlı döneminde de kullanılan burcun arkasından Hereon, Delphinium liman anıtını en kuzeyde görecek şekilde tüm Milet şehrine hakim bir tepeciğe ulaşılıyor. Tepecikten aşağılara yürüyünce Agora, Agoranın yanıbaşında dükkanları yola bakan ve Roma İmparatoru Kladiyüs döneminde yaptırılan Stoa görülebilir. Kış aylarında Stoa'nın baktığı Agora tamamen yağmur sularıyla örtülüdür. Yaz aylarında bu sular çekilir ve agoranın taş kaplı meydanını kahverengi bir halı gibi örter, rahatça gezilebilir. Dikenler ayaklarınızı üzmesin istiyorsanız burunları kapalı ayakkabılar, sandaletler giymekte fayda var bu takım yerlerde.
Agoralar günlük pazaryeri işlevinin yanısıra mitinglerde halkın toplandığı söylev yerleri olarak da kullanıldılar. Bu agoranın güney batısında meclis binası ve tahıl ambarı yer alıyor. bitişiğinden Serapis tapınağına geçince bazilika tarzında inşaa edilen bu yapının alınlık kısmında kırılmış olmasına rağmen bir baş kabartması -büyük olasılıkla Serapis'e ait- dikkat çeker. Başın çevresinde güneş ışınlarını andıran şekiller vardır ve ilk bakışta Amerikadaki özgürlük heykelini andırır.
Buradan çıkıp devam edince Faustina Hamamlarına varılır. Serapis tarafından girilince appoditerium yani soyunma odalarının bulunduğu kısma giriş veren kemerli yapı ilginç mimarisiyle fotoğraflıktır.
ılık orta-ılık ve sauna bölümlerini takip eden koridorun sonunda havuzlu bölüm yer alır. Havuzun tabanı mermer ve basamaklı olup kuzeyinde nehir tanrısı Maindros sol dirseğinin üzerine yaslanmış ve elinde bir kova tutmaktadır. Antik kentlerde Maindros heykelinin ellerinde tuttukları bu kovaların dikliği nehrin debisi hakkında fikir verir.
Havuzun doğu kıyısındaki aslan heykellerinin memerden yapılmış orijinalleri tıpkı yine aynı yerdeki Maindros heykeli gibi Milet müzesinde korumaya alınmıştır. Buradaki beyaz çimentodan kopyaları neredeyse birebirdir
Hamamın bitişiğinde paleastra denilen eskiden güreş tutulan, jimnastik yapılan bir alan ve bunun devamında dükkanlar ve jimnasyum yer alır.
Buradan devam edince güneyde İlyas Bey Külliyesi yer alır.
Yine İlyas Bey Külliyesinden yürüyerek Müzeye giden asfalta; oradan da aracınızın bulunduğu park yerine geçebilirsiniz.
Önümüzdeki yıllarda açılması beklenen Milet Müzesi görmeye değer. Şimdilik Müzenin karşısındaki filozoflar parkında mola verilebilir.
Tips: Rahat ayakkabı, sırt çantası, fotoğraf makinesi, su, güneş kremi, şapka, nakit para (yol boyunca Söke ve Didim merkez dışında bankamatik yok) . Özel yada kiralık araçla geliyorsanız petrol istayonlarının biri Akköy - Akyeniköy yolunda(Akköye en yakın ) diğeri Priene antik kentiyle Güllübahçe kasabası arasında mevcut. Yanınızda Harita ve DidimGuide bulundurun.
Menderes Deltası aynı zamanda bir millipark.
çeşitli mevsimlerde göçmen kuşlar ve nesli tükenen çeşitleri gözlemleme fırsatınız olabilir.
Ulaşım Milete nasıl gidilir ?
Bodrum'dan gelenler için Akbük kavşağından sonra ikinci kavşak, Yeniköy Dalyanı. Buradan her her 10 dk da bir Didim Seyahat midibüsleri geçer.
Akköy'de inin. Akköyden yürüyebilir yada Balat Birlik minibüslerine binebilirsiniz.
Balat Birlik Minibüsleri Balat - Didim seferi yapıyor.
 Akköyden
Balat minibüslerinin sefer saatleri genelde pek belli olmuyor. Bazan
yolcu sayısına göre hareket ettikleri oluyor. Akköy'e geldiğinizden
Balat Birlik şöförlerine telefon açıp sizi Akköy'den alıp alamayacaklarını
sorabilirsiniz. Milet Birlik taşımacılar kooperatifi minibüsçülerinden
Mehmet Foçalılar cep tel: 0537 419 45 10
Söke'den direkt Güllübahçe Belediyesi araçlarıyla Prien'i gezebilir, ardından anayola çıkıp Balat Birlik minibuslerine binebileceğiniz gibi, Tekrar Söke'ye (her 15 dakikada bir) gidebilirsiniz. Prien için tam gün ayırdıysanız, Sabahın erken saatleri yada akşam saatlerini tercih edin. Yaz sıcağında Athena Tapınağına tatlı bir tırmanış yapacağınız için yanınıza su, şapka gibi malzemeleri mutlaka alın.
Erkenciyseniz Eski Güllübahçeyi sorun. Eski Güllübahçe yada eski adıyla Gelebeç kasabasındaki Aziz Nikolaos (Nam-ı diğer Noel Baba) Kilisesi görmeye değer.
Didim'den Milet'e Priene gitmek isteyenler Akköy'de herkesin kullandığı sağ taraftaki Söke yolunu değil; düz giden yolu kullanırlar. Bu yol yaklaşık yirmi metre sonra Sarı bir tabelayla Milet'e, sola döner. Her iki yol da sonunda Sökeye gider. Milet yolundan gidenler 7 kilometre daha uzun ve Bodrum Milas yoluna göre biraz daha dar bir yol seçerler.
Web
Bağlantıları | DidimGuide
Ekle | İletişim formu | ©2001 - 2008
DidimGuide
Site iceriginin herhangi bir kısmı veya parçası yazılı iznimiz olmaksızın
hiç bir şekilde kullanılamaz. DidimGuide.Com Cafe
Olive Sanat Galerisi yapımıdır. Sitede verilen bilgiler güvenilir kaynaklardan derlenmiş olmasına
karşılık, içerikte olabilecek herhangi bir hatadan dolayı sitemiz sorumlu
tutulamaz. Sitemizden verilen bağlantılardaki içeriklerden sitemiz DidimGuide.Com sorumlu tutulamaz
|